İHBARI MECBURİ HASTALIKLAR :
1- Sığır vebası
2- Şap
3- Sığır Tüberkülozu
4- Sığır Brucellozu
5- Sığırların Süngerimsi beyin hastalığı
6- Anthrax
7- Kuduz
8- Koyun –Keçi Çiçeği
9- Koyun ve Keçi Brucellozu
10- Koyun Keçi vebası
11- Mavidil
12- At vebası
13- Ruam
14- Durin
15- Atların enfeksiyoz anemisi
16- Veziküler stomatitis
17- Equine Ensefalomyelitis
18- Tavuk vebası
19- Newcastle
20- Pullorum
21- Tavuk tifosu
22- Arıların Amerikan yavru çürüklüğü
23- Varroa
24- Balıkların enfeksiyöz hematopoietik nekrozisi
25- Scrapie
26- Kedilerin süngerimsi beyin hastalığı
27- Bonamiosis
28- Marteliosis
29- Spirinig Viraemia of carp (SVC)
30- Viral hemorajik septiseim (VHS)
31- Enfectioisis pancreatic nrcrosis (IPN)
32- Bacteriyel Kidney Disease (BKD)
33- Crayfısh Plague (Kerevit Hastalığı)
İHBARI MECBURİ TAVUK HASTALIKLARI
Pullorum ( Civcivlerin Beyaz İshali ) :
Salmonella Pullorum tarafından meydana getirilen bir hastalıktır.Civcivlerde, tüylerde kabarma, kanatlarda düşme, ishal, verimde düşme görülür. Hastalık tavuklarda halsizlik, ishal ve verimde düşme ile kendini gösterir.Tedavide Sülfanamid, nitrofuran ve antibiyotikler uygulanabilir. Tedavinin başarısı kümesteki portörlerin kısa zamanda meydana çıkarılıp ayıklanmasına ve iyi bir kümes hijyenine bağlıdır.Damızlık sürülerde tedavi uygulanması sakıncalıdır. Çünkü hayvanlar tedavi edilseler bile serolojik olarak pozitif olacaklarından taşıyıcı olarak kalırlar.Son yıllarda aşı ile korunmada iyi bir immunite sağlandığı görülmüştür.
Tavuk Tifosu :
Yumurta yolu ile de bulaşabilen septisemik tarzda seyreden salgın enfeksiyöz tarzda bir hastalıktır. Etkeni Salmonella Gallinarum’dur.Hastalık perakut olarak seyrediyor ise semptom görülmez, hayvanlar aniden hastalanır ve ikinci günün sonunda ölürler. Akut olaylarda ise ibik ve sakallar koyu renktedir. Hayvanlar dermansız ve çevreleri ile ilgisizdirler. Yeşil-Sarı renkli bir ishal, ısıda ve solunumda artış vardır, iştah azalmıştır. Kronik vakalarda ise düşkünlük iştahsızlık, yüksek ateş, yeşil ishal ve ibiklerde solma görülür. Tedavide Sülfanamid, nitrofuran ve antibiyotikler uygulanabilir. Tedavinin başarısı kümesdeki portörlerin kısa zamanda meydana çıkarılıp ayıklanmasına ve iyi bir kümes hijyenine bağlıdır.Damızlık sürülerde tedavi uygulanması sakıncalıdır. Çünkü hayvanlar tedavi edilseler bile serolojik olarak pozitif olacaklarından taşıyıcı olarak kalırlar.Son yıllarda aşı ile korunmada iyi bir immunite sağlandığı görülmüştür.
Newcastle :
Çok bulaşıcı ve öldürücü viral bir hastalıktır. Etkeni Paramyxo grubunda yer alan bir virüstür.Civcivler soluyarak nefes almaya çalışır. Öksürük, hırıltı, hareketlerde düzensizlik, titreme ve felçler ve koma hali görülür. Gelişmiş hayvanlarda solunum semptomları görülmeyebilir. ( Öksürük, tıksırma gibi ), daha ziyade sinirsel arazlar ( felç, tikler, tortikollis ) ve yumurta veriminde büyük düşüş görülür. Kabuksuz ve kalitesiz yumurtaların sayısı artar.Hastalığın tedavisi yoktur. Koruyucu olarak aşılama yapılmalıdır.
Tavuk Vebası :
Çok öldürücü viral bir hastalıktır. Etkeni Enfluenza virüsüdür. Yüksek ateş, ibik ve sakallarda morarma, kulak ve yüzde ödem vardır. Tüyler kabarır, şiddetli ishal görülür, yumurta verimi kesilir.Tedavisi yoktur. Hastalıktan korunma esastır. Kümesler yabani kuş ve kemiricileri girişi engellenmeli, bakıcıların dışında kümeslere kimsenin girmesine izin verilmemeli, kümes girişine dezenfektanlı küvet konulmalıdır.
BAŞLICA ÖNEMLİ HASTALIKLAR
ŞAP HASTALIĞI
Tabak hastalığı da denilen şap hastalığı koyun, keçi ve sığır gibi çift tırnaklı hayvanlarda görülür.Virus denilen hastalık mikrobunun A-C-O-SATI-SAT2-SAT3 ASIAI adı verilen 7 çeşidi vardır. Aşılamalarda yöredeki hastalığa neden olabilecek en fazla 3 çeşit mikroba uygun aşılar kullanılır. Bu şekilde aşılanan hayvanlar yine de hastalanırlarsa; hastalığın mikrop cinsi değişiktir veya önceki aşılamanın sağladığı bağışıklık derecesi azalmıştır. Bu nedenle hastalıkla mücadelede aşılamanın yanında hastalığın bulaşmasını önleyici tedbirlerin uygulanması çok daha önemlidir.İyi beslenmeyen, vücut direnci düşük hayvanlar ile kuzu,buzağı gibi çok genç hayvanlar hastalıktan ölebilirler. Yetişkin hayvanlarda nadiren ölümler görülür; ancak et, süt ve döl verimlerinde büyük kayıplar oluşur. Bu nedenle yetiştiriciler neredeyse tüm yıllık kazançlarını yitirirler.
MİKROBUN ÖZELLİKLERİ
Şap mikrobu güneş ışığında hemen ölür. Et ve sütteki mikroplar 85 °C etkisiz kalır. Hayvanların kıl, yapağı ve derisi üzerinde ve toprakta 4, lastik çizmelerin altında 14, kuru ot ve samanda 15-20 hafta canlı kalır.
HASTALIĞIN BULAŞMASI VE YAYILMASI
Hasta hayvanların salya, süt ve dışkısı ile etrafa yayılan mikrop, sağlam hayvanlara bulaşık yemlerin yenilmesi veya havadaki mikropların solunması şeklinde bulaşır.Mikrop; rüzgar, kuşlar, uçucu sinekler, nakil vasıtaları (süt toplayan ve hayvan nakleden araçlar ile köy minibüsleri) hastalıklı ahırlara girip çıkan insanların ayakkabıları ile köy içine ve köy dışına hızla yayılarak yeni bulaşmalara neden olur.
HASTALIK BELİRTİLERİ
Mikrobu alan hayvan en az 2 en fazla 9 gün sonra hastalık belirtilerini göstermeye başlar. İlk 1-2 gün içinde 40-42 derecelik yüksek ateş görülür; ağızdan salya akar; özellikle sığırlar ağızlarını şapırdatır. Dişetleri, yanaklar, dil gibi ağız içi bölgeleri ile kılsız burun ucu, meme ve tırnak aralarında içi su dolu kesecikler oluşur. Mercimek veya fındık büyüklüğündeki bu keseler hayvanın yem yemesi sırasında patlayarak, yerlerinde sıyrık yaraları oluşur. Bu yaralara diğer mikroplarda bulaştığında iltihaplı ve sancı verici yaralar şekillenir.Ağızdaki yaralar 10 gün, tırnak arasındakiler ise 15-30 gün içinde iyileşir. Hasta hayvanların tedavisinde ağız, meme ve tırnaktaki yaraların iyileşmesini çabuklaştırmak amacıyla vitaminli ilaçlar yanında yaraların iltihaplanmalarına karşı mikrop öldürücü dezenfektan ilaçlar kullanılır. Bu ilaçların Veteriner Hekim tarafından önerilmesi uygun olur.
HASTALIK ÇIKMADAN ÖNCE ALINACAK TEDBİRLER
1-Hayvanlar yılda 2-3 kez şap hastalığına karşı aşılattırılmalıdır.
2-Bulaşmaları önlemek için ahır girişlerinde dezenfektan ilaçlarla ıslatılmış sünger veya paspas bulundurulmalıdır.
3-Bakıcılar dışında yabancıların ahıra girişi önlenmeli veya gerekli tedbirler alınmalıdır.
4-Bakıcıların tulum, çizme gibi giysileri bulunmalı ahır çıkışlarında bunlar çıkartılmalıdır.
5-Her türlü malzeme ve giysilerin temiz olması ve sık sık ilaçlanması gerekir.
6-Yeni satın alınan hayvanların yanına bağlanmadan önce başka bir yerde 2-3 hafta süre ile gözetilmeli; süre sonunda sağlam ve hastalıksız olduğu anlaşıldığında ahıra alınmalıdır.
HASTALIK ÇIKTIKTAN SONRA NELER YAPILMALIDIR.
1-Hastalık görüldüğünde en yakın resmi veterinerliğe(İl-İlçe Tarım Müdürlüklerine) haber verilmelidir.
2-Hastalar, hasta olduğundan şüphe edilenler ile sağlam hayvanlar ayrı ayrı yerlerde barındırılmalıdır.
3-Ahır zemini, yemlikler, duvar ve gübrelikler her gün mikrop öldürücü ilaçlı sularla yıkanmalı veya püskürtülmelidir.
4-Mikropla bulaşık ot, saman ve altlık gibi yakılabilecek olanlar yakılmalı; kullanılan malzemeler sık sık ilaçlı sulardan geçirilmelidir.
5-Hasta hayvanların tırnak, meme ve ağız bölgeleri sık sık ilaçlı sularla yıkanmalıdır.
6-Hastalara iyileşmeyi çabuklaştırıcı antibiyotik ve vitamin grubu ilaçlar Veteriner Hekim kontrolünde tatbik edilmelidir.
7-Hastalığın bulaşması ve yayılmasını önlemek için, hastalar ve elde edilen sütlerin, malzeme ve atıkların karantina uygulanan mahal dışına çıkarılması kesinlikle önlenmelidir.
ANTHRAX
Şarbon esas olarak ot yiyen hayvanlarda özellikle sığır ve koyunlarda görülen ve insanlara da bulaşabilen salgın bir hastalıktır. Halk arasında hayvanlarda “DALAK, ŞARBON, insanlarda KARAÇIBAN, KARAKABARCIK, KASAPÇIBANI” olarak bilinen bu hastalık oldukça tehlikelidir.Hastalık en fazla sığır, koyun, keçi, manda, deve ve geyiklerde daha az olarak da domuz, at ve etçillerde görülür. Genç hayvanlar, ergin ve yaşlılardan daha çok hastalanabilirler.Hastalık sıcak, rutubetli ve bataklıklı bölgelerde diğer yerlerden daha fazla görülür. Eğer önleyici tedbirler alınmazsa büyük kayıplara yol açabilir. Şarbon mikropları toprakta, sularda ve merada otlar üzerinde uzun yıllar (50-60 yıl) canlı kalırlar. Bu yerler hastalığın bulaşmasında büyük rol oynarlar. Ölen hayvanların insanlar tarafından veya meralarda bırakılarak yırtıcı kuşlar ve hayvanlar tarafından parçalanması, kuşlar, yağmur ve sel suları ile uzaklara, diğer meralara ve topraklara nakledilmesine ve buraların bulaşmasına sebep olur. Ölen hayvanların cesetleri açılmadığında hayvan vücudunda bulunan mikroplar kısa bir süre içinde kokuşma sonucu ölürler. Bu bakımdan ölen hayvanlar açılmadan 2 metre derine gömülmelidirler.Hastalığa yakalanan hayvanlar ölümden 1-2 gün önce sütleriyle, dışkı ve idrarlarıyla mikrop çıkarırlar. İyileşenlerin sütleriyle de kısa bir süre mikrop saçılabilir. Ölenlerin doğal deliklerinden (ağız, burun v.s.) gelen kanlarla, açılan ve ya parçalananların et ve kanlarıyla mikroplar dışarı saçılırlar. Buradan çeşitli vasıtalarla su, yem, gıdalara, toz ve toprakla havaya, ahırdaki çeşitli tımar takımları malzeme ve operasyon malzemesi, eller, havlularla mikroplar bulaşırlar. Kan emici ve sokucu sinekler hastalık mikroplarını taşıyabilir ve bulaştırabilirler. Ayrıca kemik unları, post, kıllar, yün, yapağı, deri v.s. bulaşmada çok öneli role sahiptirler.
Bulaşma başlıca 3 yolla olmaktadır.
-sindirim sistemi
-solunum yolu,
-deri yolu,
Sindirim Sistemi ile Bulaşma: Su, yem, ot, kemik unu, gıdalara v.s. bulaşan mikroplar ağız içinde,dil yutakta bulunan yaralar ve çiziklerden içeri girerek hastalık oluşturabilirler.Solunum Yolu ile Bulaşma: bu yolla bulaşma daha çok insanlarda görülür. Hayvanlar daha ziyade topraktaki mikropların solunumla alınması sonucu hastalanırlar. İnsan ise post, kıl, yapağı, yünde bulunan mikropları alırlar.Deri Yolu ile Bulaşma: bu yolla hastalık deride, ısırma, kırpma, operasyon, kan alma, injeksiyon, çizik, sıyrık v.s. yaralardan mikrobun girmesiyle olur.
BULGULAR
Hayvanlar mikrobu aldıktan 1-14 gün sonra hastalanmaya başlarlar. Sendeleme, solunum güçlüğü, ayakta duramam, titreme, halsizlik ve kasılma gibi arazlar göstererek kısa bir süre içinde yere düşerek ölürler. Ölümden önce ve sonra ağız, burun ve anüsten kanlı bir akıntı gelir. Vücut ısısı yükselmiştir. Olayların ekserisinde sinirlilik, huzursuzluk, iştahsızlık, sıkıntı, nefes zorluğu, önceleri kabızlık sonraları kanlı ishal, koyu kırmızı ve kanlı idrar, boğaz altında ve vücudun diğer yerlerinde şişlikler, nekrozlar, deride irinli kabarcıklar, süt veriminde azalma, gebelerde yavru atmalar, kansızlık gibi bozukluklar görülebilir.
İNSANLARDA ŞARBON
Şarbon insanlarda mikrobun alınış yoluna göre isim alır. Bu giriş yollarına bağlı olarak Şarbon’un 3 şekli vardır.
1-Deri şarbonu
2-Sindirim sistemi şarbonu
3-Akciğer Şarbonu
Şarbon belirtileri, deride genellikle yüz, boyun, eller ve kollar gibi vücudun açık yelerinde görülür. Deri şarbonunda ölüm oranı düşüktür.Akciğer şarbonunda, şarbon mikroplarının nefes yoluyla alınması sonucu 2-4 gün içinde belirtiler görülmeye başlar. Nefes almada zorluk vardır. Boyunda ve göğüste deri altı şişlikleri dikkati çeker, ateş yükselir, nabız ve solunum sayısı artar ve 24-48 saat içinde ölüm meydana gelir. Akciğer şarbonunda ölüm oranı yüksektir.Sindirim sistemi şarbonu hastalıklı hayvanların etlerini iyice pişmeden yenilmesiyle 2-5 gün içinde gelişirler. Belirtiler ani yükselen ateş ve diğer barsak belirtileri ile başlar. İshal ve kusma vardır. Ölüm ateşin aniden düşmesi ve nabzın süratlenmesiyle meydana gelir.Şarbonlardan ölen hayvanların cesetlerinde ölüm sertliği tam değil veya hiç yoktur. Hayvan derisi yüzüldüğünde deri altı damarlarının çok dolgun olduğu görülür. Kan koyu renkte ve pıhtılaşmaz. Dalak 4-5 misli büyümüştür. Kesit yüzü çamur kıvamında ve kanlıdır. Karaciğer ve böbreklerde şişme vardır. Barsaklar parlak kırmızı renkte olup şişmiştir. Üzerinde kanamalar görülür. Barsak içi kanlı bir sıvı ile doludur. Akciğerler kırmızı renkte ve şişkinliklerle karakterizedir.
TEDAVİ
İnsan, domuz ve köpeklerde kronik seyreden hastalıklarda kemoterapi iyi sonuç vermektedir. Tedavi ne kadar erken başlarsa o derecede iyi olur. Geviş getiren hayvanlarda kemoterapi pek uygulanmaz. Hayvanlara anti-anthrax tedavi amacıyla kullanıldığında serumun verilmesinden kısa bir süre sonra belirtilerin kaybolduğu görülür.
KORUNMA
Hastalığın meradan alındığı veya bulaştığı durumlarda şüpheli ve tehlikeli meralar duyarlı hayvanlara kapatılır. Eğer ot veya samanlardan şüpheleniliyorsa, bunlar imha edilir. Meralarda bataklıklar varsa kurutulur. Ölen hayvanlar açıkta bırakılmaz 2 m. Derinliğe gömülür. Ancak hayvan mezarları meraya yakın olamamalıdır. Hasta ve ölen hayvanlar merayı bulaştırırlar. Mikroplar otlar üzerine yapışarak meranın bulaşık hale gelmesine ve her sene buradan kaynağını alan tehlikeli salgınlara neden olur. Merada hastalığın çıktığı durumlarda hastalar hemen ayrılır ve ayrı bir bakıcının ilgisine bırakılır. Sağlamlar daha yüksek ve kuru yerlere nakledilirler ve aşılanırlar. Eğer hastalık ahırda çıkmışsa hemen hastalar ayrılır ve gerekirse tedaviye alınır. Sağlamlara aşı uygulanır. Ahırda bulunan bütün malzeme, yemlik, suluk, herşey ve ahır en etkili kimyasal maddelerle dezenfekte edilir. Ölen hayvanlar açılmadan ve derisi yüzülmeden üzerine kireç döküldükten sonra derince gömülür veya mazot, benzin, v.s. dökülerek yakılır. Nakledilmesi gereken hayvanların doğal delikleri pamukla kapatılır. Ahırda sinek mücadelesi yapılır. Eğer hastalık kaynağını dışarıdan getirilen yem maddeleri, ot saman v.s.’den almışsa ve bu tespit edilmişse bu maddeler yakılır.Hayvanları bu hastalıktan korumak için en iyisi hayvanlara şarbon aşısı yapmalıdır. Aşı şarbonlu bölgelerde hastalık çıkmadan önce ilkbaharda ve hastalık çıkan yerlerde de hemen ve hasta olmayanlara tatbik edilir. Aşıdan sonra hayvanlar en az 48 saat dinlendirilir.Aşı 1-2 hafta içinde hayvanları hastalıktan korumaya başlar ve bir sene boyunca hayvanlar hastalanmazlar. Bütün bunlar veteriner hekimin kontrolünde yapılmalıdır. Bir yerde hastalık çıktığı zaman derhal en yakın il ve ilçe tarım müdürlüklerine müracaat edilmelidir.
SIĞIR-KOYUN BRUCELLOZİSİ
Brucella hastalığı hayvan yetiştiriciliğini ve insan sağlığını tehdit eden; hayvanlarda yavru atma, kısırlık ve süt veriminde düşüklük yaparak önemli ekonomik kayıplar meydana getiren, ayrıca ve özellikle insanlara da bulaşarak insan sağlığının da bozulmasına neden olan bir hastalıktır.Hastalığın etkeni Brucella grubuna dahil mikroplardır. İnsanlarda; sığırdan bulaşan şekli DALGALI HUMMA, koyun ve keçilerde bulaşan şekli MALTA HUMMASI-AKDENİZ HUMMASI hastalığı olarak da bilinir.
BRUCELLOZİS NEDEN ÖNEMLİDİR?
Hayvanlarda neden olduğu yavru kaybı, süt veriminde azalma, damızlık değeri kaybı, kısırlık gibi zararlar dikkate alındığında brucellozis evcil hayvanların en önemli hastalıklarından biri olarak kabul edilir. Hastalığın çabuk yayılması, kontrol ve mücadelesinin güçlüğü uzun süre alması ve masraflı olması dikkati çekmektedir. Hayvansal protein kaynaklarına olan olumsuz etkisi, hayvan ve hayvansal ürünlerin ticaretine engel teşkil etmesi ve çoğunluğu kırsal kesimde bulunan kısıtlı imkanlara sahip hayvan yetiştiricilerinin sosyo-ekonomik gelişmesini engellemesi gibi zararlarının olması bir başka faktördür. Ayrıca insan sağlığı açısından taşıdığı risk hastalığın önemini daha da artırmaktadır. İnsanlarda uzun süren bir hastalığa neden olan brucellozis fizik yetersizliği ve iş gücü kaybına neden olurken, tedavi ve hastane giderleri de önemli bir ekonomik kayba neden olmaktadır.Hastalık kontrol programları ile hayvanlarda hastalık oranının azaltılamadığı gelişmekte olan ülkelerde insanlarda bu hastalık oldukça yaygın görülmektedir. Sütlere ısıtma işleminin (pastörizasyon v.b.) uygulanmadığı, çiğ süt ve süt ürünlerini tüketme gibi beslenme alışkanlıkları ve kötü hijyenik şartlar insanlarda hastalık riskini artırmaktadır. Endüstrileşmiş bazı ülkelerde hastalık, hayvanlarda kontrol altına alındığı halde, dışarıya seyahat eden veya güvenli olmayan hayvan ürünlerini tüketen insanlar ve mesleki olarak hastalıkla karşı karşıya kalan gruplarda (çiftçiler, veteriner hekimler, laboratuar ve mezbaha çalışanlarında) tek tük vakalar halinde görülmektedir.Etrafa saçılan mikroplar güneş ışığında 4-5 saatte ölür. Hayvanların idrarında 6-90 gün, gübrede 3-85 gün, suda 10-57 gün, toz toprakta 40-60 gün elbise ve kumaşta 5-78 gün canlı kalır. Asıl bulaşma kaynağı süt mamulleri ile et ve ürünleridir. Hasta hayvanların pastörize edilmemiş veya iyi kaynatılmamış sütlerinden 6-7 gün, ya da bu tür süt ile yapılan dondurmada 1 ay; tere yağda 1-4 ay; peynirde 1-3,5 ay canlı kalır. Ancak usulüne uygun pastörize edilmiş veya kaynatılmış sütte mikrop kısa zamanda ölür.
HASTALIĞIN BULAŞMASI
Hayvanlarda bulaşma; dışarıdan satın alınan hayvanın sağlam sürüye muayene edilmeden sokulması; hastalığın çıkmış olduğu meralarda ve ahırlarda sağlam hayvanın tutulması; yavru atan hayvanın, son, atık yavru ve zarları, vagen akıntıları ile doğrudan doğruya veya bunlarla bulaşmış yem ve suların sağlam hayvanlar tarafından alınması sonucu; hastalık taşıyan boğaların kullanılması; hasta hayvan sütlerinin diğer sağlam yavrulara verilmesi; hasta ve yavru atmış hayvanların sağlamlardan ayrı tutulmaması sonucunda, hayvanlar arasında bulaşma meydana gelir.
İnsanlarda bulaşma; hayvanlarla doğrudan doğruya temas eden, çoban, hayvan sahibi, yetiştirici, celep, laboratuar çalışanları, mezbaha çalışanları, et sanayinde çalışanlar, veteriner hekim ve veteriner sağlık teknisyenlerinde bulaşma, hasta hayvanın akıntıları ile olur. Asıl önemli olan geniş bulaşma şekli ise, hayvanla hiç temas etmeyen tüketicilere hastalığın bulaşmasıdır. Hasta hayvanlardan elde edilen süt ve mamullerin (süt, peynir, krema, dondurma, tereyağı v.s.) gereğince pastörize edilmemiş, kaynatılmamış süt halinde veya bu sütlerden yapılmış mamullerinin satışı ve yenilmesi sonu veya et mamullerinden bulaşma meydana gelir. Mikrop ağız yolu ile ciltteki yara ve sıyrıklardan veya sağlam deri ve mukozalardan, cinsiyet organlarından vücuda girer. Birkaç gün girdiği yere yakın lenf bezlerinde çoğalır, kana geçer ve vücuda yayılır. Mikrobu alan hayvan en az 15 gün en fazla 6 ay sonra hastalık belirtilerini göstermeye başlar. İnsandan insana doğrudan bulaşma son derece azdır. Nadiren süt veren annelerden bebeklerine bulaşmanın olduğu bildirilmiştir.insanlara et ile bulaşma çok nadirdir. Çünkü genellikle et çiğ olarak yenilmez, hastalığa neden olan mikroplar normal olarak et dokusunda bulunmaz ve normal pişirme ısısında ölürler. Özellikle karaciğer, dalak gibi organların iyi pişirilmeden tüketilmesi ile bulaşma olabilir.
HASTALIĞIN BELİRTİLERİ
Hayvanlarda
Dişilerde yavru atma , kısırlık süt veriminin azalması, topallık görülür. Erkeklerde erkek organlarda iltihaplanma ve topallık gösterir. yavru atma gebeliğin son 1/3’lük devresinde olur. Sonraki yıllar yavru atma azalır. Bu durum hastalığın yok olduğu anlamına gelmez. Ana ve yavruları hastalık taşırlar ve mikrobu etrafa yayarlar. Hayvanlarda hastalık yavru atma gibi gözle görülür bir belirti gösterir. ancak anada ölüm görülmediği için ve ertesi yıllar yavru atma azaldığından veya olmadığından yetiştirici dikkatli olmalı hastalığın tehlikesini bilmelidir. Ancak her yavru atma Brucella hastalığına işaret etmez.
İnsanlarda
Dalgalı ateş, çabuk yorulma, halsizlik, iştahsızlık, mide bulantısı, öğleden sonraları, bazı eklem şişliği, baş ağrıları, ense sertliği gibi haller gösterir. ancak bu arazlar pek çok hastalıklarda görüldüğü için karıştırılır ve brucella hastalığı dikkatten uzak kalabilir. Zira klinik muayene ile kesin teşhis yapılmaz. Mutlaka kan serumu muayenesi gerekir.
HASTALIK ÇIKMADAN ÖNCE ALINACAK TEDBİRLER
Yeni satın alınan hayvanların yanına bağlanmadan önce test yaptırılmalı ve bunlar başka bir yerde 30-60 gün sonra tekrar test yaptırıldıktan sonra diğer hayvanların yanına alınmalıdır.Damızlık olarak kullanılacak boğalar yılda iki defa muayeneden geçirilmelidir.Ahırlar temiz tutulmalı zaman zaman ilaçlanmalıdır.Doğumu yakın hayvanları ayrı bir yerde tutmalı Genç ve ergin hayvanlar mutlaka aşılattırılmalıdır.
HASTALIK ÇIKTIKTAN SONRA NELER YAPILMALIDIR.
Hastalık görüldüğünde en yakın resmi veterinerliğe(İl-İlçe Tarım Müdürlüklerine) haber verilmelidir.Yavru atan hayvanların vagen akıntısı, idrar, yavruyla ilgili zarları(son) muayene edilmelidir.Yavru atan hayvanların vagen akıntısı, idrar, yavruyla ilgili zarlar ve atık yavru imha edilmeli, altlık ve gübreler ahırdan dışarıda ve uzak bir yere gömülmeli, ilaçlanmalı veya yakılmalıAhır içi temizlenip veteriner hekimin uygun bulduğu ilaçla ilaçlanmalı Yavrular ayrılıp suni emzirme yaptırılmalı Hasta hayvanın kesimini gerçekleştirecek kişiler lastik eldiven giymeli Hayvan satın alınacağında hastalık bulunmayan sürüler tercih edilmelidir.ayrıca hastalığın yayılmasını önlemek için hastalık tespit edilen hayvanlar satılmamalıdır.
KOYUN KEÇİ ÇİÇEK
Koyunlara özel koltuk ve kuyruk altı derisinde papül, vezikül ve püstül oluşumu ile karakterize bulaşıcı viral bir hastalıktır.
Semptomlar :
Koyun Çiçeğinin etkeni Dermatrop özellikte bir virüstür. Hastalığın kuluçka süresi 6-8 gün kadardır. Hastalık kuzularda ağır seyreder. Hayvanlarda belirgin bir bitkinlik , yüksek ateş , göz ve burun akıntıları görülür. Mortalite oranı %50 ' ye kadar çıkar. Hastalık erginlerde daha hafif seyreder ve hayvanların, koltuk ve kuyruk altı derisinde çiçek lezyonları görülür. Nabız ve solunum sayısı artar, göz kapakları şişer, burundan ve gözlerden akıntı gelir . Hastalığının başlangıcının ikinci gününde deride önce kızartı meydana gelir. Bu kızartıların önce ortası çukurlaşarak papül, daha sonra vezikül ve bunu takiben de püstül oluşumları ortaya çıkar . Bu oluşumlar özellikler derinin yünsüz bölgelerinde bulunur. Püstüller birleşerek kabuklaşır , kabuklar kurur ve yere düşer. Ağızda oluşan kabartılar salya akışına yol açar. Tanı, beden ısısı artışıyla birlikte papül, vezikül ve püstüllerin birbirini takip ederek ortaya çıkmasıyla sağlanır. Bu hastalığın tipik semptomu olarak kabul edilir.
Sağaltım ve koruma :
Hastalığın kesin sağaltımı yoktur, semptomatik sağaltım uygulanır. Hastalığın bildirimi zorunludur. Korucuyu aşılamalarla hastalıktan korunulur. Bağışıklık 15. günden itibaren başlar ve altı ay kadar sürer. Merada beraber otlatılan koyun ve keçilerde , hastalık koyunlarda çıktığında , keçilere; keçilerde görüldüğü zamanda koyunlara bulaşmaz.
KOYUN KEÇİ VEBASI
Küçük ruminantların vebası ( Koyun Keçi Vebası, Peste des Petits Ruminants, PPR) koyun ve keçilerde, yüksek ateş, sindirim sistemi mukozasında hemoraji, erozyonlar, gastroenteritis, ishal ve bronko-pneumoni ile karakterize, mortalite ve morbidite oranı yüksek viral bir hastalıktır.Subklinik ve perakut formların dışında PPR'ın akut formunda klinik bulgular hastalıktan şüphe edilmesi için yeterlidir. Ancak perakut ve subklinik formlarda anemnestik bilgiler değerlendirilerek solunum ve sindirim sistemi semptomlarının birlikte görüldüğü olgularda diğer bakteriyel, viral ve paraziter hastalıklarla birlikte PPR'da göz önünde bulundurulmalıdır, kesin teşhis ancak laboratuar muayeneleri ile mümkündür.Aşağıda belirtildiği şekilde yapılacak sistemik muayenelerde, muayene sonuçları düzenli olarak kayıt edilip alınacak örneklerle birlikte laboratuara ulaştırılmalıdır.
Genel durum;Durgunluk, iştahsızlık, susuzluk, yüksek ateş, geviş getirmeme durumu, ishalin varlığı,
Solunum;Solunum şekli, öksürük,
Lenf yumruları;Lenf yumrularının büyüklüğü,
Gözler; Bakışlardaki durgunluk, konjesyon, göz yaşı akıntısı ve özelliği,
Burun;Burun ucunun kuruluğu, burun akıntısı ve özelliği, burun mukozasının durumu,
Ağız;Diş etleri, ağız mukozası, damak, papillalar ve dilin duru-mu, ağızda koku mevcudiyeti,
Dehidrasyon;Derinin dehidrasyon yönünden durumu,
Ayaklar;Ayak lezyonları, yönünden incelenir.
Postmortem muayene :Perakut ve subklinik formlarda önemli bir otopsi bulgusuna rastlanmazken tipik otopsi bulguları akut klinik formda görülür. Bu nedenle eğer mevcut ise açık tipik klinik semptom gösteren hasta hayvanlar öldürülerek otopsi yapılmalıdır. Hastalık sonucu ölen hayvanlarda ise postmortem muayeneler mümkün olduğu kadar çabuk yapılmalıdır. Hastalığın çok erken yada son dönemlerinde ölen hayvanların postmortem muayenelerinde önemli bir otopsi bulgusu görülmeyebilir.
Mücadele ve Kontrol :
Koyun keçi vebası hastalığı, istisnai durumların dışında her zaman hastalıktan ari ülke veya bölgelere hasta hayvan girişleri ile nakledilmektedir. Bu nedenle mücadelede hayvan hareketlerinin kontrolü büyük önem arz eder. Küçük ruminantlarda PPR hastalığının çıkmasından sonra hastalığın çevreye yayılması oldukça hızlıdır. PPR görüldüğünde uygulanacak karantina tedbirleri ve hasta hayvanların imhası hastalığın yayılmasına engel olur. Hastalık tespit edilen yerlerde hastalığın görülmediği fakat sirayete maruz hayvanlara çevreden merkeze olmak kaydıyla yapılacak aşı uygulamaları ile hastalığı kısa sürede kontrol altına almak mümkündür.Koyun keçi vebası hastalığı, 21 Ekim 1997 tarih ve 23147 sayılı Resmi Gazetede yayımlanan Tarım ve Köyişleri Bakanlığının 1997/10 No' lu tebliği ile ihbarı mecburi hastalıklar listesine alınmıştır. Şüpheli her vaka mutlaka takip edilmeli, hastalık görülmesi durumunda derhal ihbarı yapılmalıdır. Hayvan hareketlerinin kontrolü, karantina tedbirlerinin uygulanması ve hasta hayvanların imhası için 3285 sayılı Hayvan Sağlığı ve Zabıtası Kanunu’nun ilgili hükümleri uygulanmalıdır.
KUDUZ HASTALIĞI
Kuduz bütün sıcak kanlı hayvanlar ve insanlarda şuur kaybı, huzursuzluk ve felçlerle kendini gösteren bulaşıcı ve ölümcül bir hastalıktır.hastalık kurt, tilki, çakal, domuz gibi yabani hayvanlar ile köpek, kedi, sığır, koyun, keçi ve at gibi evcil hayvanlarda görülür.Hastalık kaynağı hemen daima enfekte hayvanlardır. Hastalık, kuduz bir hayvanın diğer bir hayvanı ısırması ve ya meydana gelmiş kesik ve benzeri yaralara kuduz hayvanın salyasının bulaşması ile şekillenir.Kuduz virüsünün organizmaya girdikten, hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasına kadar geçen zaman, kuluçka süresi olarak tanımlanır. Bu süre 7 gün ile 1 yıl arasında değişir. Örneğin; insanlarda 27-64, köpeklerde 20-60 kedilerde 14-30 ve sığırlarda 30-60 gündür.
Kuduz hastalığına yakalanan hayvanın normal davranışları değişir. Evcil hayvanlar sahibine zarar vermemek için evden uzaklaşır.Bu hayvanlar temasta bulundukları diğer hayvan ve insanlara bulaştırırlar. Eğer ısırılan bu hayvanlar kuduza karşı aşısız ise yine aynı şekilde hastalığa yakalanarak bu zincirin devamını sağlarlar.Bu arada insanlar kuduz şüpheli köpekle temas eder veya ısırılırsa, ısırık yeri bol sabunlu su ile yıkanarak en yakın sağlık kuruluşuna başvurulmalıdır. Belediye ekiplerine de haber verilmek sureti ile ısırılan köpeğin yakalanıp müşahede altına alınması sağlanır. Tarım İl ve İlçe Müdürlüklerine haber verilir.Köpeklerinizin başta kuduz aşısı olmak üzere diğer (viral ve bakteriyel) tüm aşılarını düzenli olarak yaptırınız, paraziter hastalıklara karşı önlem alınız.Köyünüze gelen Tarım İl Müdürlüğü Hayvan Sağlığı Şubesi elemanlarına yardımcı olunuz. Aşılanmadık tek hayvan bırakmamaya çalışınız.Aksi takdirde bu tek hayvan kuduz şüpheli olarak karşımıza çıkacaktır.Kuduz aşısı köpeklerinizi 1 yıl süre ile kuduz hastalığına karşı koruyacaktır.Köpeklerinizin üremelerini kontrol etmek, kuduz hastalığına karşı en geçerli yöntemlerden biridir.Bu amaçla üremelerini istemediğiniz köpeklerinizi en yakın veteriner sağlık kuruluşuna götürerek kısırlaştırınız. İllerde ve İlçelerde Tarım İl ve İlçe Müdürlükleri, Belediyeler, Veteriner Fakülteleri ve Özel Veteriner Klinikleri ile temasa geçiniz.Köpekleriniz doğurduklarında yavrularını muhakkak sahiplendiriniz. İşinize yarayan yavruları kendinize bırakıp diğerlerini sokağa atmayınız. En yakın belediye kuruluşları ile temasa geçerek onların yeni sahiplerle buluşmasını sağlayınız. Aksi takdirde bu zavallı ve başıboş yavrular ileride tehlike oluşturacak ve potansiyel kuduz olarak karşımıza çıkacaktır.Köpeklerinizi aşılı ve tasmalı olarak koruma alanı içinde bağlı olarak bulundurunuz ya da avlu içinde tutunuz.Kesinlikle sokağa kontrolsüz olarak bırakmayınız. Yolda sahibi ile beraber tasma ve kayış ile dolaştırınız.Evlerinizin önüne ve yakınlarına açıkta ve muhafazasız çöp bırakmayınız.Başıboş olan köpekler bu çöplerden beslenerek üreyecekler ve daha büyük “Potansiyel Kuduz” sürüleri meydana getireceklerdir.Semtinizdeki başıboş köpek veya köpek sürülerini belediye ekiplerine bildiriniz.Başıboş köpeği beslemek yeterli değil aynı zamanda sahiplenmekte önemlidir.
MAVİ DİL
Mavi dil, özellikle koyunlarda görülen sokucu sineklerle nakledilen viral bir hastalıktır. Mevsime bağlı olarak görülür, özellikle sokucu sineklerin sayısının arttığı rutubetli zamanlarla, yağmurlu yaz günleri hastalığın en çok görüldüğü zamanlardır. Bir sürüde hastalık şekillendiğinde, hayvanların büyük bir kısmı hastalanmasına rağmen ölüm daha az görülür. Ölümlerin yanı sıra et ve yapağıda kalite düşüklüğü nedeniyle ekonomik yönden önemli bir hastalıktır. Ancak kuzularda ölüm oranı yüksektir. Koyunlardan başka sığırlar, keçiler ve yabani gevişenler de hastalığa yakalanır.
Etken :
Hastalığın etkeni, Reoviridea familyasından bir virüs olup dünyada 24 antigenic serotipi tespit edilmiştir. Ülkemizde iki tip tespit edilmiştir.
Bulaşma :
Etken “Tatarcık” olarak bilinen sokucu sineklerin ( Culicoides ) hasta hayvandan emerek aldıkları kanda bulunur ve aynı sineğin sağlıklı bir hayvandan kan emmesi sonucu sağlam hayvana geçer. Bu sinekler özellikle yağmurlu yaz günlerinin ardındaki rutubetli gecelerde aktiftirler. Hasta boğaların spermalarıyla da virüs sağlıklı ineklere bulaşabilmektedir ki bulaşmada dikkat edilmesi gereken önemli yollardan biridir. Sığırlar belirgin bir hastalık belirtisi göstermeksizin virüsü kanlarında taşırlar ve hastalığın koyunlara bulaşmasında önemli rol oynarlar. Etken sokucu sineklerin olmadığı zamanlarda dahi sığır kanında 14 hafta aktif olarak kalabilmektedir.
Belirtiler :
Sokucu sinek tarafından kan emme sırasında etkeni alan hayvanda ilk belirtiler 7 gün sonra görülmeye başlar. Bu süre hayvanın ırkına ve bireysel direncine göre uzayıp kısalabilir. Örneğin merinoslar diğer koyun ırklarına göre çok daha duyarlıdır ve çok daha fazla etkilenir. Kuzular da koyunlardan daha duyarlıdır.
Tipik bulguları şunlardır:
Aniden 40-42 o C ye varan ateş, Ateşin başlamasından hemen sonra görülen dudak emme hareketleri, Dil ve dudak ödemleri dilde mavileşme, Önce sulu sonra irinli burun akıntısı,Ağızda ve burun girişinde ülser ve kabuklu yaralar, bunun sonucu solunum güçlüğü ve yem alınımının durması, Ağızdaki ve burundaki yaraların iyileşmesinden sonra ayakta tırnak aralarında yaralar,Deride kırmızılıklar, yapağıda kırılma dökülme ,Genç hayvanlarda ishal ve bulguların görülmeye başlanmasından 2-8 gün sonra ölüm.Bazı durumlarda ölüm çok daha uzun zaman sonra görülebilir. Kuzularda ölüm oranı % 95 e varabilir. Sığırlarda benzer belirtiler görülmekle birlikte belirtiler çok daha hafiftir, bazen fark edilmeyebilir. Ancak gebe ineklerde AH sendromu denilen anomalili buzağı doğumları ve ölü doğumlar da görülebilir.
Teşhis ve Ayırıcı Teşhis :
Klinik bulgular yani hastalığın belirtileri ve otopsi bulguları yol gösterici olsa da kesin teşhis ancak laboratuar muayeneleri ile konabilir. Bunun için laboratuara marazi madde (hastalıktan ölen ya da ölmeden kesilen hayvanlardan alınan iç organ parçaları) gönderilmelidir. Bunlar, dalak, lenf yumrusu, karaciğer, tonsil, dil ve dudak parçalarıdır. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, virolojik muayene için gönderilen materyalin herhangi bir kimyasal koruyucu konmadan buz içinde soğuk zincirde, patolojik muayene için ise gönderilen materyalin %10’luk formol içinde, tamamı formole batacak şekilde gönderilmesidir. Hastalığın ateşli döneminde OPG ve/veya EDTA adı verilen sıvı içerisine alınarak gönderilen kan en önemli teşhis materyalidir. İyileşen hayvanlardan alınan kan serumları da hastalığın teşhisinde önemlidir.Ayırıcı teşhiste Mavi Dil hastalığı, koyunlarda Şap, çiçek grubu hastalıklar, zehirlenmeler ile sığırlarda sığır vebası, şap ve ishalle seyreden viral hastalıklarla ( Bovine viral diyare gibi ) karışır.
Mücadele :
Hastalıkla mücadelenin esasını, karantina, hasta hayvanların imhası ve sokucu sineklerle mücadele ile birlikte aşılamalar teşkil eder. Aşılar ilkbaharda ve kırkımdan 3-6 hafta önce uygulandığında daha fazla bağışıklık sağlar. Ancak aşının koçlarda geçici kısırlık yapması nedeniyle koçlar, koç katımından sonra aşılanmalıdır. Mavi dil aşısı gebe hayvanlarda da yavru atmalara ve anomalili kuzu doğumlarına neden olduğundan gebe hayvanlara da aşı uygulaması tavsiye edilmez. Hastalığı geçiren hayvanlar 2 yıl kadar bağışıklık kazanır. Bu hayvanlar ağız sütü (kolostrum) vasıtasıyla bağışıklığı sağlayan antikorlarını yavrularına da geçirebilirler. Bu yavrular 6 ay kadar bağışık kalırlar. Bu sebeple hastalığa karşı yapılan aşıların 6 aylıktan küçük kuzulara yapılmaması gerekir. Damızlıkta kullanılan boğa ve koçların özellikle suni tohumlamada kullanılanların belli zaman aralıklarıyla muayenelerinin yapılması ve Mavi Dil yönünden negatif olan hayvanların kullanılması gereklidir. Aksi taktirde hastalığın çok geniş sahalara yayılması önlenemeyecektir. Hastalığın tamamen ortadan kalkması, başka bir deyişle hastalığın eradikasyonu için hasta hayvanların kesime gönderilmesi de uygun bir çözümdür.
ARI HASTALIKLARI
Amerikan Yavru Çürüklüğü :
Arıların yavru hastalıkları içinde en tehlikelilerinden olan oldukça bulaşıcı ve dünyanın her tarafında yaygın olarak görülen önemli bir bakteriyel hastalıktır. Gelişimini kovan sıcaklığında sürdürür ve çabuk çoğalır. Başlangıçta önlem alınmazsa koloni kurtarılamaz.Bu hastalıkta korunma çok önemlidir ve ihbarı mecburidir.
Arıların Varroası :
İhbarı mecburi olup, büyük ekonomik kayıplara neden olan önemli bir dış parazit hastalığıdır. Bal arılarının larva, pupa ve erginleri üzerinde yaşar. Parazitlerin delici ve emici ağız yapıları vardır. Arıların hemolenfi ile beslenirler.Hastalıkta korunma önemlidir. Hastalık bulunan kovanlarda sonbahar ve ilkbahar ilaçlamaları yapılmalıdır.İhbarı mecburi olmayan bazı önemli arı hastalıkları ise şunlardır : Avrupa Yavru Çürüklüğü, Nosema, Kireç Hastalığı ve Taş Hastalığı.
Avrupa Yavru Çürüklüğü :
Dünyanın pek çok yerinde görülebilen bu hastalık, genç arıların larvaları beslemesi sırasında beslenme yoluyla bulaşır. Hastalığın etkeni, Bacillus alvei adlı bakteridir. Bakteriler larvanın bağırsağında gelişerek ölümüne neden olur. Ölü larvalar yapışkan olmayıp petek gözlerinden kolaylıkla çıkabilirler.Avrupa yavru çürüklüğünde, hastalık antibiyotiklerle tedavi edilebilir. Ağır enfeksiyon durumlarında hastalıklı petekler yakılarak imha edilmelidir.
Kireç Hastalığı :
Daha çok rutubetli yıllarda ve mevsimlerde görülen önemli bir yavru hastalığıdır. Etkeni Ascosphaera apis isimli bir mantardır. Arı larvaları etkenin sporlarını besinler ile alırlar. Hastalık, zayıf kolonilerde rutubetin çokluğu, kötü ve yetersiz beslenme sonucu daha şiddetli seyreder ve önemli ekonomik kayıplara neden olur. Koruyucu önlemler alınmalıdır.
Nosema :
Dünyanın heryerine yayılmış olan bu hastalık balıklardan insanlara kadar pek çok çeşitli canlılarda hastalık yapabilmekte olup, etkeni Nosema apis olarak adlandırılan bir protozondur.Arıların kötü bakım ve beslenmesi, yetersiz protein alınması gibi nedenler hastalığın çıkışını kolaylaştırıcı faktör olarak rol oynar. Hastalık görülen kovanlarda arılar halsizdir, susuzluk çekerler, zamansız uçuş yaparlar, koloni git gide zayıflar. Bütün kovan arıların dışkılarıyla kirletilir.